Kayseri’nin Sessiz Bir Akşamında Koz Kelimesinin Peşine Düştüğüm Gün
Kayseri’de yaşadığım evin küçük balkonunda oturup günlük tuttuğum gecelerden biriydi. Kışın kendini iyice hissettirdiği, Erciyes’in beyaz örtüsünün şehrin üzerine ağır bir sessizlik bıraktığı bir akşamdı. Elimde yıllardır kullandığım kahverengi kapaklı defterim vardı. Bu defter benim için sadece birkaç sayfadan ibaret değildi; sevindiğim, kırıldığım, umutlandığım ve bazen kendimi kaybolmuş hissettiğim bütün anılarımı saklayan eski bir dost gibiydi.
O gece nedense çocukluğumu düşünmeye başladım. Büyükannemin anlattığı eski hikâyeler, dedemin kullandığı bazı kelimeler ve bugün artık günlük konuşmalarda pek duymadığım ifadeler zihnimde dolaşıyordu. Defterime birkaç cümle yazarken karşıma bir kelime çıktı: “Koz”.
Bu kelimeyi daha önce birçok yerde duymuştum. Bazen bir isim olarak, bazen bir yer adı olarak, bazen de eski zamanlardan kalmış bir ifade gibi karşıma çıkmıştı. Fakat o gece içimde farklı bir merak oluştu. “Koz eski Türkçede ne demek?” sorusu, sadece bir kelimenin anlamını öğrenme isteği değildi. Sanki geçmişimden bana uzanan ince bir ipi yakalamış gibiydim.
Bir Kelimenin Ardında Saklanan Eski Zamanların İzleri
Koz kelimesi eski Türk kültüründe derin anlamlar taşıyan kelimelerden biridir. Eski Türkçede “koz” kelimesi genel olarak “ceviz” anlamında kullanılmıştır. Özellikle sert kabuğunun içinde değerli bir öz taşıması nedeniyle ceviz, eski dönemlerde sadece bir meyve olarak görülmemiş; bereketin, dayanıklılığın ve içte saklanan değerin sembolü olarak da kabul edilmiştir.
Bunu öğrendiğimde garip bir heyecan hissettim. Çünkü bazen bazı kelimeler sadece sözlük anlamlarından ibaret değildir. Bir kelimenin içinde insanların yaşam biçimleri, hayalleri ve geçmişten taşıdığı duygular saklıdır.
Defterime şu cümleyi yazdığımı hatırlıyorum:
“Bazı kelimeler de ceviz gibidir; dışarıdan sıradan görünür ama içinde koca bir geçmiş saklar.”
O anda kendimi yıllar öncesine gitmiş gibi hissettim. Kayseri’deki eski taş evleri, soba başında anlatılan hikâyeleri ve büyüklerimizin kullandığı unutulmaya yüz tutmuş kelimeleri düşündüm. İçimde hem bir mutluluk hem de hafif bir hüzün vardı. Çünkü geçmişin güzelliklerini keşfetmek beni heyecanlandırırken, bu değerlerin yavaş yavaş unutulması beni üzüyordu.
Büyükannemin Sandığından Çıkan Küçük Bir Hatıra
Koz kelimesini öğrendikten birkaç gün sonra büyükannemi ziyarete gittim. Kayseri’nin eski mahallelerinden birinde yaşayan büyükannem, geçmişi anlatmayı çok sever. Onun evinde her eşyanın bir hikâyesi vardır. Eski bir saat, yıllardır kullanılan bir örtü veya ahşap bir sandık… Hepsinin içinde başka bir zaman saklıdır.
O gün sohbet ederken konu eski kelimelere geldi. Büyükanneme “koz” kelimesini sordum. Gözleri parladı ve gülümsedi.
“Biz küçükken cevizlere koz derdik bazen” dedi.
Bu cümleyi duyduğumda içimde büyük bir sevinç oluştu. Çünkü öğrendiğim şey sadece kitaplarda kalan bir bilgi değildi. Ailemden, yaşadığım topraklardan ve geçmişimden gelen canlı bir hatıraydı.
Büyükannem daha sonra çocukluğunda ceviz ağaçlarının altında oynadıkları günleri anlattı. Sonbahar geldiğinde yere düşen cevizleri topladıklarını, ellerinin ceviz kabuklarından karardığını ve o günlerin ne kadar mutlu geçtiğini söyledi.
Onu dinlerken biraz hüzünlendim. Çünkü ben de kendi çocukluğumu düşündüm. Teknolojinin, hızlı yaşamın ve sürekli değişen dünyanın içinde bazı küçük mutlulukları kaçırdığımızı hissettim.
Büyükannemin anlattıkları bana şunu hatırlattı: İnsan bazen büyük şeylerin peşinde koşarken küçük ama değerli anıları unutabiliyor.
Koz Kelimesinin Bana Hissettirdikleri
Bir kelimenin hayatımda bu kadar büyük bir yer edineceğini hiç düşünmezdim. Koz kelimesi bana sadece “ceviz” anlamını öğretmedi. Bana geçmişle bağ kurmayı, aile hikâyelerine kulak vermeyi ve unutulmaya başlayan değerleri fark etmeyi öğretti.
25 yaşında biri olarak bazen gelecekle ilgili büyük kaygılar yaşıyorum. İş hayatı, sorumluluklar, hayaller ve ulaşmak istediğim hedefler arasında kendimi sıkışmış hissettiğim zamanlar oluyor. Bazı geceler defterimi açıp içimdeki kırgınlıkları yazıyorum.
Bazen istediğim şeylerin hemen gerçekleşmemesi beni hayal kırıklığına uğratıyor. Bazen verdiğim emeğin karşılığını alamadığımı düşünüyorum. Ancak böyle anlarda geçmişten gelen küçük bir hatıra bana yeniden güç veriyor.
Koz kelimesi de benim için böyle bir hatıraya dönüştü.
Çünkü ceviz dışarıdan sert görünür ama içinde değerli bir öz taşır. İnsan da bazen hayatın zorlukları karşısında sertleşir, yorulur ve içine kapanır. Fakat içinde hâlâ umut, sevgi ve hayaller taşır.
Kayseri Sokaklarında Geçmişi Aramak
Bu kelimeyi öğrendikten sonra Kayseri sokaklarında yürürken çevreme daha farklı bakmaya başladım. Daha önce sadece geçtiğim yerlerde artık hikâyeler arıyordum.
Eski taş binalara baktığımda orada yaşamış insanları düşünüyordum. Kim bilir kaç kişi o duvarların arasında sevinmiş, üzülmüş, hayaller kurmuştu? Kim bilir kaç kişi büyüklerinden duyduğu eski kelimeleri çocuklarına aktarmıştı?
Bir akşam yürüyüşüm sırasında eski bir dükkânın önünde durdum. Ahşap kapısı yılların izlerini taşıyordu. İçeride yaşlı bir adam oturuyordu. Raflarda eski eşyalar, bakır kaplar ve geçmişten kalmış çeşitli parçalar vardı.
İçeri girip sohbet etmeye başladım. Ona eski kelimeler hakkında merakım olduğunu söyledim. O da bana birçok kelimenin zamanla kaybolduğunu anlattı.
“Evladım, kelimeler de insanlar gibidir. Kullanılmazsa unutulur” dedi.
Bu söz beni çok etkiledi. Eve döndüğümde uzun süre düşündüm. Gerçekten de kelimeler sadece iletişim aracı değildi. Onlar bir toplumun hafızasıydı.
Koz kelimesi bana bunu fark ettirdi.
Bir Günlük Sayfasına Yazılan Umut
O gece yine defterimi açtım. Sayfanın başına büyük harflerle “Koz” yazdım. Altına ise yaşadıklarımı ve hissettiklerimi dökmeye başladım.
“Bugün eski bir kelimenin bana geçmişimi hatırlattığını fark ettim. Belki de hayatımızdaki en değerli şeyler gözümüzün önünde duran ama fark etmediğimiz şeylerdir.”
Bu cümleyi yazarken içimde büyük bir huzur vardı.
Son zamanlarda yaşadığım bazı belirsizlikler, gelecek korkuları ve küçük hayal kırıklıkları hâlâ vardı. Fakat artık onlara başka bir gözle bakıyordum. Çünkü her zorluğun içinde saklı bir güç olabileceğini düşünüyordum.
Tıpkı bir koz gibi…
Dışarıdan sert, içten değerli.
Eski Türkçeden Günümüze Uzanan Bir Anlam Yolculuğu
“Koz eski Türkçede ne demek?” sorusunun cevabı ilk bakışta basit görünebilir. Bir kelimenin anlamını öğrenmek kolaydır. Ancak bazen asıl önemli olan, o kelimenin bize hissettirdikleridir.
Koz kelimesi eski Türkçede ceviz anlamına gelirken, bugün benim hayatımda çok daha farklı bir anlam taşıyor. Bana ailemi, geçmişimi, büyüklerimin hikâyelerini ve kaybolmaya başlayan değerleri hatırlatıyor.
Kayseri’de sakin bir gecede başlayan küçük bir merak, benim için büyük bir keşfe dönüştü. Bir kelime sayesinde geçmişle bağ kurdum, kendimi daha iyi tanıdım ve hayatın içinde küçük ayrıntıların ne kadar değerli olduğunu anladım.
Bazen insan büyük cevaplar ararken küçük işaretleri fark edemez. Oysa bazen bir kelime, bir hatıra veya eski bir hikâye insanın içindeki umudu yeniden canlandırabilir.
Benim için koz artık sadece bir kelime değil.
O, geçmişten gelen sıcak bir ses.
Büyükannemin anlattığı çocukluk günleri.
Eski sokakların sessiz hikâyeleri.
Defterime yazdığım duygular.
Ve her şeye rağmen devam etmeyi hatırlatan küçük bir umut.
Belki de hayatın kendisi de böyledir. Dışarıdan baktığımızda sıradan görünen birçok şeyin içinde büyük anlamlar saklıdır. Önemli olan, o anlamları fark edecek kadar dikkatli ve kalbimizi açık tutabilmektir.
Bir kelimeyle başlayan bu yolculuk bana bunu öğretti. Geçmişimizi unutmadan geleceğe yürümek, sahip olduğumuz en değerli hazinelerden biridir.
Tıpkı eski Türklerin koz dediği ceviz gibi…
Kabuğun içinde saklanan değer gibi.
İnsanın içinde taşıdığı umut gibi.