Storytel Boykot Mu? Etik, Epistemoloji ve Ontoloji Üzerine Bir Felsefi Düşünce
Bir gün, okuduğum bir kitapta şöyle bir cümleyle karşılaştım: “Bilgi, yalnızca doğruyu bilmek değildir; aynı zamanda doğruyu ne şekilde elde ettiğimizle ilgilidir.” Bu cümleyi okuduktan sonra, hemen kendi yaşamımda bilgiye yaklaşımımı sorgulamaya başladım. Peki, doğruyu öğrenmeye çalışırken izlediğimiz yöntemler ne kadar etik? Hem bilgiye ulaşma yolumuz, hem de o bilgiyi edindiğimiz araçların ahlaki sorumluluğu üzerine düşündüğümde, çağdaş bir sorunun içinde buldum kendimi: Storytel boykot mu?
Bu yazıda, Storytel gibi dijital içerik platformlarının arkasındaki etik, epistemolojik ve ontolojik soruları derinlemesine inceleyeceğiz. Bugün karşı karşıya olduğumuz bu tür platformların, bilginin üretimi ve dağıtımı üzerindeki etkilerini felsefi bir bakış açısıyla değerlendireceğiz. Ancak, bu felsefi soruları sormadan önce, bir düşünce deneyini paylaşmak isterim: Eğer her gün kullandığınız bir araç, insan hakları ihlalleri, çevre kirliliği veya sömürüye dayalı bir ekonomik modelle çalışıyorsa, bu araçları kullanmak etik olarak doğru mudur? Eğer bu araçları boykot edersek, gerçekte neyi savunuyoruz? İşte, Storytel gibi dijital platformlar hakkında boykot çağrılarına dair bu etik soruları ve daha fazlasını tartışacağız.
Etik Perspektiften: Boykot ve Bireysel Sorumluluk
Boykot, tek bir kişinin veya kitlenin bir markayı veya platformu etik, politik veya çevresel sebeplerden dolayı kullanmaktan kaçınmasıdır. Bu, bireysel bir eylem olabilir, ancak sonuçları toplumsal düzeyde de büyük yankılar uyandırabilir. Storytel boykotu üzerine yapılan çağrılar, birçok etik soruyu gündeme getirmektedir. Bu çağrılara katılmak, ancak bir yandan kitap okuma gibi bireysel özgürlüğü ve kültürel gelişimi savunmak arasında nasıl bir denge kurulur?
Felsefi açıdan etik, bireylerin doğru ve yanlış arasındaki sınırları belirleme çabasıdır. Bu konuda Immanuel Kant, eylemlerimizin ahlaki değerini evrensel bir yasa haline getiren kategorik imperatif ile tanınır. Eğer Storytel gibi bir platform, insan haklarına zarar veriyorsa veya insanları sömürüyorsa, bu platformu kullanmak Kant’ın ahlaki düşüncesine aykırı olabilir. Yine de, John Stuart Mill gibi faydacı filozoflar, boykot gibi radikal eylemleri, ancak bu eylemin daha büyük bir fayda sağladığı takdirde savunabilirler. Örneğin, Storytel’in boykot edilmesi, toplumda daha fazla bilinçlenmeye yol açar ve platformun daha etik bir hale gelmesine yardımcı olabilir.
Etik ikilem burada şu şekilde şekillenebilir: Bir birey olarak, bilgiye ulaşma hakkımın peşinden gitmek mi, yoksa toplumsal sorumluluğumu ve adaletin savunusunu mu tercih etmeliyim? Kitap okumak, kültürel gelişim için gerekli bir araçtır, ancak bu aracın etik olup olmadığı nasıl belirlenir?
Çağdaş Örnekler: Storytel ve Etik İkilemler
Storytel gibi dijital platformlar, günümüzde geniş çapta erişim sağlamakta ve insanlara çeşitli kültürel ürünlere ulaşma imkanı sunmaktadır. Ancak, bu tür platformların kendi işleyişlerinde etik sorunlar doğurması da kaçınılmazdır. Örneğin, dijital içerik üreticilerinin emeği ve hakları, genellikle göz ardı edilmektedir. Platformlar, içerikleri genellikle düşük ücretlerle sağlar, bu da içerik üreticilerinin sömürülmesi anlamına gelir. Aynı zamanda, dijital platformlar veri toplama ve mahremiyet ihlalleri konusunda da soru işaretleri barındırmaktadır.
Böyle bir ortamda, bireysel sorumluluk nedir? Kitap okuma özgürlüğü savunulabilirken, bu özgürlüğün arkasında yatan etik sorunlar nasıl çözülür? Gerçekten bir kitabı okumanın, onu okuma aracının etik kaygılarından bağımsız olması mümkün müdür?
Epistemolojik Perspektiften: Bilgi ve Erişim
Epistemoloji, bilgi kuramı üzerine çalışan felsefe dalıdır ve insanların neyi bildiğini, neyi bilmediklerini ve nasıl bildiklerini sorgular. Bugün dijital platformlar, özellikle de Storytel gibi sesli kitap platformları, insanların bilgiye ve kültürel ürünlere erişimini büyük ölçüde kolaylaştırmıştır. Ancak bu durum, bilgiye erişimin sadece daha kolay olmasından ibaret değildir; aynı zamanda bilginin kaynağı ve dağıtım biçimi üzerinde de bir kontrol mekanizması oluşturur.
Felsefi açıdan, bilgiye erişim üzerine yapılan tartışmalar, Michel Foucault’nun güç ve bilgi arasındaki ilişkiyi vurgulayan fikirlerine dayanır. Foucault, bilginin bir toplumsal yapı tarafından şekillendirildiğini ve bu yapının, toplumsal güç ilişkilerini yeniden ürettiğini savunur. Storytel gibi platformlar, bilgiye erişim sağlarken aslında hangi bilgiyi sunduklarını ve bu bilgiyi hangi perspektiften sunduklarını belirlerler. Eğer bir platform, belirli bir tür bilgi veya içerik sunuyorsa, bu durum epistemolojik açıdan “bilgiye erişimi” ve “gerçekliğin” nasıl inşa edildiğini sorgulatabilir.
Dijital Erişim ve Hakikat
Bir sesli kitap platformu, elbette çok büyük bir kültürel potansiyele sahiptir; ancak bu platformlar, her zaman çok sesli bir bilgi alanı yaratma amacında değildir. Edward Said, “görünmeyen” ya da “yok sayılan” kültürlerin tarihsel olarak marjinalleşmesini açıklarken, dijital platformların içeriklerine de bu lensle bakılabilir. Storytel gibi platformlar, her ne kadar geniş bir kitap yelpazesi sunsa da, küresel ve kültürel çeşitliliğin her alanına eşit erişim sağlama konusunda başarılı olabilir mi? Ya da belirli ideolojiler, fikirler ve kültürler baskın çıkarken, daha az popüler olanlar dışlanmış olur mu?
Bu sorulara cevap ararken, Alain Badiou gibi çağdaş filozoflar, hakikati toplumsal bir durum olarak ele alır ve “çokluğu” bir araya getiren bir olguyu savunur. Peki, dijital platformlar hakikate ulaşmak için gerçekten çok sesli bir alan yaratıyor mu, yoksa belirli bir bilginin doğruluğu ve meşruiyeti konusunda bir tek seslilik mi söz konusu?
Ontolojik Perspektiften: Dijital Kültür ve İnsan Varoluşu
Ontoloji, varlık ve varoluş üzerine düşünürken, dijital çağda bilgi ve kültürün nasıl şekillendiğini anlamaya çalışır. Storytel gibi platformlar, bilgiye ve kültüre erişim sağlamakla kalmaz, aynı zamanda bizim varlık ve kimlik anlayışımızı da dönüştürür. Bir sesli kitap, yalnızca bir metin değildir; aynı zamanda dinleyen kişinin zihin dünyasında yankı uyandıran bir varlık haline gelir.
Felsefi bir bakış açısıyla, dijital platformlar bir tür “dijital varlık” yaratır. Bu dijital varlık, yalnızca bir kitap, bir ses kaydı ya da bir video değildir; aynı zamanda kullanıcının kimliğini ve toplumsal varlığını etkileyen bir araçtır. Heidegger’in “varlık” ve “varoluş” kavramlarını düşündüğümüzde, dijital platformlar insanları bir tür “dijital varlık” haline getirebilir. Kitap dinlemek, bir anlamda, insanın varoluşunu dijital bir çerçeveye yerleştirmektir.
Peki, dijital ortamda bilgi edinmek, insanın gerçek varoluşunu şekillendiriyor mu? Gerçek bilgi ve deneyim arasında nasıl bir ilişki kurmalıyız? Dijital varlıklar, yalnızca zihinsel değil, aynı zamanda toplumsal anlamda da varlığımızı dönüştürüyor mu?
Sonuç: Boykot, Etik ve Bilgi Üzerine Derin Düşünceler
Storytel boykotu gibi çağrılar, sadece bir platformun tercih edilmemesi meselesi değil; aynı zamanda dijital dünyanın, bilginin ve kültürün nasıl şekillendiğine dair daha derin bir felsefi soruya dönüşür. Etik, epistemoloji ve ontoloji alanındaki tartışmalar, bizleri bir kez daha düşündürmeye sevk ediyor: Bilgiye ulaşmanın yolları, insanların dünyayı anlamasına nasıl etki eder? Dijital platformlar, bilgiyi